Sinemaya yön veren filmler: Teksas Katliamı

  • 31 Mart 2015
  • 679 kez görüntülendi.
Sinemaya yön veren filmler: Teksas Katliamı

40 senede yedi filmlik bir korku serisine dönüşen, 70’lerin başyapıtını bugün bile deneyimlemek müthiş keyif… Tobe Hooper’ın yamyamlı slasher filmi klasiği “Teksas Katliamı”, neyse ki yenilenmiş dijital kopyasıyla ülkemizde ilk kez bu Cuma vizyona girecek. O halde bu fırsatı değerlendirip bu eşsiz filmi etraflıca analiz edelim… Sally (Marilyn Burns) ile tekerlekli sandalyedeki felçli ağabeyi Franklin (Paul A. Partain) yola çıkmıştır. İkili, yanlarına ise Jerry (Allen Danziger), Kirk (William Vail) ve Pam’i (Terry McMinn) almıştır. Hedef büyükbabalarının mezarının durumunu kontrol etmektir. Ancak yolda bir otostopçu almak bu eylemi engelleyecektir. Bu kişi, yöredeki eski bir mezbahadan bahseder. Ardından elini keser, çektiği fotoğrafı yakar ve arabadan iner. Bu garip adam, sadece vahşetin başlangıcıdır… Sinemada ‘eli bıçaklı katil’ motifinin, ‘ıssız kasabada filizlenen dehşet’ furyasının ve ‘şiddete bulanan kırsal’ formülünün fikir babalarından biridir “Teksas Katliamı” (“The Texas Chain Saw Massacre”). 1974’te 300.000 dolarla bir mucizenin adresi olmuştur. 70’ler Amerika’sındaki ‘yamyamlık’ sorununu tüm gerçekliğiyle yüzümüze vurmuştur. Sawyer ailesi Post-Vietnam döneminde bir örnek oluşturmuştur. Yedi filmde gelen 235 milyon dolarlık hasılat şaşırtıcı değildir. Elektrikli testereli katil prototipi kült olmuştur. İşte beş maddede “Teksas Katliamı”nın sırrı… 1-Esin kaynakları “The Mark of Zorro” (1920) ve Bela Lugosi göndermeleri ayrı mesele. Ama “Teksas Katliamı” buraya gelirken nasıl yollardan geçmiş? Aslında şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Zira korku sinemasında RKO’nun, Universal’ın üretimlerinin devamında Hammer Films’in de sektörü salladığı bir devrenin arkasına denk geliyor. Roger Corman ile William Castle’ın aşıladığı cesaretin peşine takılıyor. Bu olaya mukabil yönetmen Tobe Hooper’un “Eggshells” (1969) gibi bilinmeyen bir işin ardından zirveye sıçraması büyük bir olaydı. Aslında işin içine ‘nekrofili’ de girse de, ‘yamyam filmi’ ve ‘slasher filmi’ (kesme-biçme filmi) arasında kurulan köprü dikkat çekiciydi. Bunun yanında sinemada gerçekçilik üzerine uğraşan, 16mm ile çekilmiş grenli dokuyu da unutmamalıyız. ‘Southern gothic’ (güney gotiği) ile ilişki Teksas’dan geliyor. Bu ana malzemelerden esin kaynaklarına uzanmak mümkün. Aslında tüm slasher filmlerinin kökenini Karındeşen Jack’e (filmleri de var) kadar götürebiliriz. Ama burada “Sapık” (“Psycho”, 1960) ve “Kadın Katili”nin (“Peeping Tom”, 1960) üretildiği bir dönem söz konusu… Bu iki nadide eser, slasher filmlerinin öncüsü sayılır. Bunların etkisiyle kesme biçme seansları perdede rahatça kullanılmaya başlandı. Roger Corman imzalı “Dehşet Saati” (“The Pit and the Pendulum”, 1961), gotik malikane mimarisinin alışkanlığını değiştiren enteresan bir çalışmaydı. Castle’ın “Homicidal”ı (1961) da unutulmamalı. Splatter filmlerinin (istismar filmlerinin şiddete odaklanan alt türü) babası Herschell Gordon Lewis’in özellikle “Blood Feast”i (1963) gore (kan pıhtısı) oranıyla, “Two Thousand Maniacs!”ı (1964) güney kasabasında insan etiyle yapılan kutlama eylemiyle buraya bir şeyler vermiş olmalı. Bu eserleri andıran sahneler, karakterler mevcut. Southern gothic meselesini eşeleyince ise “Caniler Avcısı”nda (“The Night of the Hunter”, 1955) kovboy şapkasıyla mahrem eve giren ‘katil’ Harry Powell (Robert Mitchum) akla geliyor. Aksanla güney halkının yaşayışına bakmak en azından bir ‘feyz alma’ya yol açmış. Öte yandan 1960’larda çıkan İtalyan mondo film (ya da shockumentary) geleneği, yani istismar filmleri ile belgeselleri birleştiren o melez türle de bir akrabalık var. Umberto Lenzi’nin kanlı İtalyan yamyam filmlerine öncülük eden “Man From Deep River”ı (“Il Pasese Del Sessa Selvaggio”, 1972) bir başka önemli kaynakça olarak karşımıza çıkıyor. İnsan etiyle beslenen doktor tanımıyla “Doctor X” (1932) de unutmamalı. “Teksas Katliamı” bunların lezzetli bir karışımı gibi gözüküyor ilk bakışta… Maskeli ‘Leatherface’ tipiyle de mezbahada yetişen bir slasher anti-kahramanını ya da katilini sinemaya armağan etmişti bir zamanlar… ‘Michael Myers’, ‘Jason Voorhees’ ve ‘Freddy Krueger’ ile çekişme çok önceleri başlamıştı. 2-70’lerin korku-gerilim geleneği “Teksas Katliamı”nı ameliyat masasına yatırmak için bu kaynaklar yeterli olabilir. Ama 70’lerde sosyolojik ve politik olarak da çok kritik bir dönemden geçiliyordu. ‘Derin Amerika’ tanımı o zamanlar ayyuka çıkıp, ‘saklı katil’ kavramı devreye girmeye başlamıştı. Bu durumun siyasi tezahürleri olduğu gibi, korku-gerilimde de temsil edildiği görüldü. Şehrin göbeğindeki insanlarla ilgilenmek ayrı mesele, ama özellikle güneyde yaşayan cahil kesim mercek altına alındı. Birbirini yiyip bitirmeye açık toplum psikolojisi, ‘yaşam arsızı yamyamlar’ doğurdu. Bunun ucunu coğrafi kullanım açısından Welles’in “Bitmeyen Balayı”sına (“Touch of Evil”, 1958), Hitchcock’un “Sapık”ına kadar götürebiliriz miyiz, tartışılır. Ama kesin bir şey var o da 1957’te işlediği cinayeti mahkeme itiraf eden, akabinde akıl hastanesine gönderilen şizofren Ed Gein gerçeği… 1906’lı katil ve ceset hırsızı, aslında “Sapık”a Robert Bloch’un romanı yoluyla girdikten sonra burada da temsil buluyor. En azından bize söylenen bu… İşin doğrusu bu filmin ‘gerçek hikaye’ olarak pazarlanıp paraya para demedikten sonra “Blair Cadısı” (“The Blair Witch Project”, 1999) gibi bu iddiayı geri çektiği de biliniyor. Ama Küba Füze Krizi, Vietnam Savaşı, Watergate Skandalı ile JFK Suikastı’nın sonrası ‘içimizdeki tehdit’i sorgulamak doğal. Hatta böylesi olaylar her halkı bir güvensizlik, paranoya ortamına sürükler. Sıradan insanların şiddet eğilimi 70’leri ‘cehennem’e çevirmiştir. Burada yapılan bir çeşit Vietnam alegorisidir. Film, “Kurtuluş” (“Deliverance”, 1972), “Köpekler” (“Straw Dogs”, 1971), “Kanlı Tecavüz” (“The Last House on the Left”, 1972) ile birlikte aslında kırsaldaki ‘katil’, ‘suç’, ‘delilik’ oranına dikkat çeker. Aslında bunlara ‘furya’ olarak uyum sağlayıp, ‘tecavüz’ kavramını seri katillikle, yamyamlıkla değiştirmiştir. Taşrada artan şiddet oranına bu sayede dikkat çekebilmiştir. Sawyer ailesinin bireyleri, bir bakıma Nükleer Savaşı temsil eden Romero’nun zombilerinin üvey kardeşleridir. Kült bir üçlemeyi başlatan “Yaşayan Ölülerin Gecesi” (“Night of the Living Dead”, 1968), bağımsız ruh ve siyasi alt metin açısından korku sinemasının yönelimini değiştiren bir iş olmuştu. “Teksas Katliamı” ise ondan altı sene sonra bambaşka bir alt türde kendi konumunu netleştirmiştir. Her iki eser de korkunun ciddiye alınması için değerlidir. 3-Bir klasiği yaratmak O zamanlar 31 yaşındaki Tobe Hooper aslında kariyerini kurtarmıştı. Ama sonrasında bir alt tür yaratan “Kötü Ruh” (“Poltergeist”, 1982) dışında tatmin eden bir işe imza atmamış mıdır? ‘Teksas Katliamı’nın mit geliştiren devamı “Katliam”, uzaylı istilası filmi “Invaders from Mars” (1986), ‘Alien’ın vampirli versiyonu “Yaşam Savaşı – Uzay Vampirleri” (“Lifeforce”, 1985) ve “The Funhouse” (1981) gibi eli yüzü düzgün işler çekmiştir. Katil prototipiyle kendi klasiğinden etkilenen slasher filmi “The Toolbox Murders”ın (1978) 2004 tarihli yeniden çevriminde fena iş çıkarmamıştır. “Krokodil” (“Eaten Alive”, 1977) gibi kulaktan kulağa yayılan bir kült yapıtı da vardır. İşçilik açısından 70’lerde Romero’dan ve Craven’dan daha iyidir. Bu özelliğiyle de kalıcı olmayı becerir. Ancak 300.000 dolarla yaptıklarıyla anılmalıdır yönetmen. Zira 16mm kameranın nimetlerinden yararlanırken, gerçeklik arzusunu, istismar filmlerinin camp (bilinçli bayağılık estetiği) dokusunu kendi lehine çevirmiştir. Sanat yönetiminden kamera kullanımına kadar bu durum bütün sirayet etmiştir. Lokal Teksaslı karakterler kullanıp, bir bakıma ‘docudrama’ mantığıyla akrabalık durmuştur. Hooper, ne Lewis kadar ucuz, ne de Romero kadar özensiz olmuştur. Aksine kendini bir şekilde mucizevi bir gerilla sinemacısına dönüştürmüştür. Cassavetes’in bağımsız sinemada yaptığını bir ‘tür geleneği’ için kullanıp Lewis’le bir araya getirmiştir bir bakıma… Nasıl Peter Jackson (şimdilerde Jim Mickle da) ilk filmlerinde efekt kullanımıyla bir etki hissettirdiyse o da kamerasıyla bunu yapmıştır. Roger Corman’ın cinliğine yakın durmuştur. Alt açı, üst açı ile sabit planları son derece özenli kullanmıştır. Kamerayı elinden kaçırmadan aşağıdayken kaydırmayı becermiştir. Kareleri bağlama söz konusu olduğunda usulca devamlılık kurgusunu uygulamıştır. Genel planlarda geniş açı objektife başvurma şansına erişmiştir. Karavan içi sahnelerde kamera ‘rastgele’ yerleştirilmiş gözükse de görsel ahengi bozmamıştır. Doğal renkler, gece sahnelerinde de karanlığı öne çıkarır. “Teksas Katliamı” karelere de kafa yormasıyla kalıcı olmuştur. Nece konuştuğunu aksandan fazla anlayamadığımız bir grup gencin, sonradan hepsi ‘korku prototipi’ olan karakterlerin çatışması ana meseledir. Önce tekerlekli sandalyeli bir adam, iki seksi kadın ve iki adam vardır. Ardından yolda bir armadilloyu ezmek, doğaya ayak basmak anlamına gelir. Bu girişin hemen ardından gülerek sinir bozan, çiğ komediye yatkın bir otostopçu belirir. Şimdilerde bir film kampına dönüşen petrol istasyonu da onu izler. Bu ‘ıssız kasabada geçen korku filmleri’nde kullanılacak yabancıl mekan örnek oluşturur. Bunun devamında girme arzusu yaratmayan terkedilmiş bir evi görürüz. ‘Sona kalan kız’ bu durumdan kendini kurtarmak için her şeyi yapar. Buna paralel olarak kameraya frikik veren kadın karakterler izleriz. Saf bir ‘teen-slasher’ (gençlerin doğrandığı slasher filmi) belirmez karşımızda. Ama anlık giren müzikler etkili olur. Aslında “Teksas Katliamı”, ilkel bölgede, kasabada geçen korkunun bütün klişelerinin çıktığı yerdir. Kamera kullanımından, söyledikleri zor anlaşılan karakterlerine kadar bir şeylerin başlangıcıdır. Kız, masum insan, katil tanımları, bölgeye yönlendiren tiplemeleriyle örnek oluşturmuştur. Bu alanda üretim yapan herkese bir kapı açmıştır. Bir başka furya ‘banliyöde korku ve dehşet’e yoğunlaşıp, röntgenci slasher katillerinin tarafına geçerken, “Teksas Katliamı”, kırsal kesim ve gerçekçilik üzerine bir model inşa etmiştir. 4-Teksas külliyatı ve sansür meselesi “Katliam” (“The Texas Chainsaw Massacre 2”, 1986), Tobe Hooper’ın el attığı tek devam filmidir. Dennis Hopper’ın şerif karakterinin katkısıyla, yeraltındaki yamyam ailesine haddini bildirmiştir. Bu korku-komedi, serinin devamında göremeyeceğimiz kült malzemeyi içerir. 2006 tarihli Jonathan Liebesman imzalı ön bölüm “Teksas Katliamı: Başlangıç” (“The Texas Chainsaw Massacre: Beginning”) da mite yeni ufuklar açmasıyla değerlidir. 1939’da mezbahada, kesim tesislerinde doğan Thomas Hewitt’in 2. Dünya Savaşı arifesinde dünyaya geldiği ima edilir. Mezbaha kapanınca 1969’da serbest kalan psikolojik açıdan sorunlu Leatherface krize girer. Şerifin kılığına giren ağabeyiyle soluğu Teksas’ta alır. Rob Zombie’nin zeki ön bölümü “Halloween”e (2007) benzer etki yapmıştır bu eser. Aslında “Leatherface: Texas Chainsaw Massacre” (1990), “Return of the Texas Chainsaw Massacre” (1994), “Teksas Katliamı” (“Texas Chainsaw”, 2013) gibi devam filmleri, “Teksas Katliamı” (“Texas Chainsaw Massacre”, 2003) gibi yeniden çevrimler olsa da bu ikisi kalıcıdır. New Line, ‘Leatherface’ın haklarını alınca “Freddy Jason’a Karşı” (“Freddy vs. Jason”, 2003) benzeri kült bir projeden söz edilmiştir. Ancak şirket dünya çapında ilkinden 107, ikincisinden 53 milyon dolar hasılat elde ettikten sonra bu markayı elden çıkarmıştır. 2013’te Lions Gate ise üç boyutlu filmden sadece ABD’de 34, totalde 47 milyon dolar geri dönüş alabilmiştir. Seride Matthew McConaughey’den Jordana Brewster’a uzanan birçok isim oynamış, her şey başyapıtın şanına yaraşır ilerlemiştir. Lions Gate’in “İçerde” (“À l’intérieur”, 2007) ile tanınan Alexander Bustillo-Julien Maury ikilisinin yöneteceği “Leatherface” adlı yeni ön bölüm projesi ise kulislerde konuşuluyor. Fenomenin 1991’de Northstar Comics’in 2005’te Avatar Press, 2006’da DC Comics’in çıkardığı çizgi romanları da var. 1982’de ise Atari için bir video oyunu geliştirildi. Ama Leatherface’in yerine geçmek oynayanların ilgisini çekmedi. Onca popülariteye, yan ürüne karşın filmin sansürle de başı belaya girmiştir. Kimi ülkelerde şiddet pornosu olarak görülmüştür. İngiltere’de BBFC sansürüne takılan “Teksas Katliamı”, ancak 1998’de limitli vizyona girebilmiştir. 1980’lerin video nasty furyasında da aynı ‘kıyım’la karşılaşması kaçınılmazdır. 5-Takipçileri Say say bitmez… Ama “Tepenin Gözleri” (“The Hills Have Eyes”, 1977), “The Toolbox Murders” (1978), “The Driller Killer” (1979), “Savage Weekend” (1979), “13. Cuma” (“Friday the 13th”, 1980), “Pieces” (“Mil Gritos Tiene La Noche”, 1982), “Henry: Portrait of a Serial Killer” (1986), “Çığlık” (“Scream”, 1996), “Gerçek Efsaneler” (“Urban Legend”, 1998), “Ed Gein” (2000), “Hannibal” (2001), “Jeepers Creepers” (2001), “Dehşetin Gözleri” (“Cabin Fever”, 2002), “Yüksek Tansiyon” (“Haute Tension”, 2003), “Korku Kapanı” (“Wrong Turn”, 2003), “Calvaire” (2004), “Testere” (“Saw”, 2004), “Sınır(da)” (“Frontière(s)”, 2007), “The Loved Ones” (2009), “The Woman” (2011) ve “Kan Korkusu” (“We Are What We Are”, 2013) bir çırpıda akla gelenler… Rob Zombie’nin “House of 1000 Corpses” (2003) ve “Vahşet Çetesi”ndeki (“The Devil’s Rejects”, 2005) deli katillerden oluşan kült aile tanımı da buradaki yuvayı örnek almıştır. Aynı zamanda da film, Yeni Fransız Aşırılığı’nı başlatan Alejandre Aja’nın en önemli esin kaynaklarından biridir. Oradaki ‘gerçekçilik’ ve ‘kan’dan beslenen yapının kaynağı büyük oranda burası… Thomas Harris’in Hannibal Lecter karakterini de unutmayalım. Slasher filmlerine aşılanan cesaretle “Halloween”den (1978) “Elm Sokağı Kabusu”na (“A Nightmare on Elm Street”, 1984) uzanan bir liste yapabiliriz. “The Slumber Party Massacre” (1982), “Dead End” (1985), “Blackest Heart” (“Das Deutsche Kettensägen Massaker”, 1990), “Karanlığın Ordusu” (“Army of Darkness”, 1992), “Hatchet” (2006) ve “Tucker and Dale vs. Evil” (2010) gibi bu kaynağı parodi, alay ya da kült obje için kullanan işler de vardır. Tabii sözlü ve görsel alıntıları hiç saymıyoruz. Günümüzde Teksas Katliamı bir popüler kültür oyuncağına dönüştü. Kan dozajıyla örnek teşkil edebildiği gibi, tek bir motifle de temsil bulabiliyor. Nereden bulabiliriz? Filmin 40. yılı için Kasım’da Londra Film Festivali’nde restore edilmiş dijital kopyası gösterildi. Ardından bu versiyon, Fransa dahil birkaç ülkede vizyona girdi. İngiltere ve ABD’de bu kopyayı barındıran koleksiyonculara özel Blu-ray baskıları çok şık. Bizde de 3 Nisan’daki vizyonundan sonra böyle bir arşiv ürünü bekliyoruz. Kimlik: Teksas Katliamı (The Texas Chain Saw Massacre)Yapım yılı: 1974Yönetmen: Tobe HooperOyuncular: Marilyn Burns, Gunnar Hansen, Edwin Neal, Teri McMinn, Jim Siedow, William Vail, Allen DanzigerSenaryo: Kim Henkel, Tobe Hooper

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ