İnancın Bilimle İmtihanı: Prof. Dr. Michael Behe Vaka Analizi

  • 25 Nisan 2013
  • 772 kez görüntülendi.
İnancın Bilimle İmtihanı: Prof. Dr. Michael Behe Vaka Analizi

Özellikle 90’ların sonunda Evrim Kuramı’na karşıtlığıyla ün kazanmış ve “İndirgenemez Karmaşıklık” safsatasını ileri sürerek “Akıllı Tasarım” hipotezinin ateşli savunucularından biri olarak karşımıza çıkan Lehigh Üniversitesi’nden biyokimyager Prof. Dr. Michael Behe, Aralık 2010’da The Quaterly Review of Biology dergisinde yayınladığı Deneysel Evrim, Fonksiyon Kaybettirici Mutasyonlar ve Adaptif Evrim’in İlk Kuralı başlıklı makalesiyle Evrim’in gerçekliğini büyük oranda anladığını ve kabul ettiğini bilim camiasına ilan etmiş oldu. Evrimi birkaç nokta haricinde tamamen kabul eden; ancak evrimsel değişimlerin bazı sınırları olduğunu düşünen Behe, inançlarını bilimine karıştırarak gerçekleri biraz saptırıyor olsa da, attığı bilimsel adımların onu nihayetinde bilimsel bir gerçeği bütün olarak kabul etmeye götüreceğini umuyoruz. Behe’nin evrim görüşünü aşağıda işleyeceğiz.

3611_62_behe[1]

1996 yılında yayınladığı Darwin’in Kara Kutusu isimli kitabıyla Evrimsel Biyoloji’ye karşı açtığı savaşın temel dayanaklarının (“evrim tesadüfen olamaz”, “türler evrim geçiremez”, “evrim gözlenemez”, “göz, beyin, bakteri kamçısı gibi yapılar evrimleşemeyecek kadar karmaşıktır”, “eksik bir organ işlevsizdir, evrimleşerek oluşamaz”) 2000’li yılların başından itibaren tamamiyle çürütülmesi ve Evrimsel Biyoloji’nin yaptığı atılımlar sonucu bilim dışı görüşlerin bilim camiasından silinmesini takiben Dr. Behe, 2006’nın sonundan beri sürdürdüğü suskunluğunu sonunda bilimsellikle bozdu. Makalemize başlamadan, irtibatta olduğumuz ve kendisine de iletme imkanı bulduğumuz şekilde, kendisini bu onurlu hareketinden ötürü tebrik ediyoruz.
2010’da yayınlanan makalesi ücretsiz olarak şu bağlantıdan okunabilir:

The Quarterly Review of Biology


Makaleden Bazı Önemli Noktalar

– Behe makalesinde, son 40 yılda yapılan evrim deneylerini ele alıyor. Bunlar içerisinde Lenski Deneyi de var.

– Makalede Behe’nin 1996-2005 yılları arasındaki argümanlarından uzaklaşarak giderek bilimsel temele oturan bir anlayış geliştirdiği görülüyor. Örneğin Behe, türlerin evrimleşebileceğini, eski türlerden yeni türlerin evrimleşebileceğini, hatta cins düzeyine kadar evrimin mümkün olduğunu anlamış ve kabul etmiştir.
– Behe’nin kafasını kurcalayan nokta evrimin olup olmadığı noktasını aşarak, mutasyonların evrim üzerindeki etkisi ve türlerin moleküler fonksiyonlarının mutasyonlara bağlı olarak ne yönlerde değişebileceği haline gelmiştir. Yani Behe’nin, belki kimya temelli olmasının getirdiği evrimsel biyolojiye yabancılığı üzerinden atarak evrimsel değişimleri anlamaya başladığını görüyoruz. Mekanizmaların mutasyonlar haricindeki tamamını kavradığını, mutasyonların adaptasyoncu yorumuyla ilgili kafasında soru işaretleri olduğunu ve bunların üzerine gittiğini anlamak mümkün.

– Behe, makalesindeki birkaç noktada Lenski Deneyi’nin Evrim’i açık şekilde ortaya koyan ve pek çok soruya cevap veren çok önemli bilimsel bir keşif olarak nitelendiriyor. Bu da, belki de uzun dönem deneylerinin Behe’nin görüşlerini değiştirecek kadar güçlü olduğu fikrini akla getirebilir.

– Behe, Evrim yoluyla türlerin değişebileceğini, yeni özellikler kazanıp kaybedebileceklerini ve var olan bir özelliğin, bir diğer iş yapmaya başlayabileceğini ortaya koyuyor. Moleküler düzeydeyse mutasyonların fonksiyon kazandırıcı özellikler sağlayabileceğini; ancak bunların fonksiyon yitirici ve fonksiyon değiştirici mutasyonlara göre daha nadir olduğunu tartışmaktadır. Makalesinde, bunların evrimsel değişimlere ve adaptasyona katkı sağlayan önemli unsurlar olduğu tekrar tekrar vurgulanmaktadır.

– Behe bu evrimsel değişimlerin temelinde moleküler evrimin yer aldığı fikrini benimsiyor. Bir biyokimyager olarak evrimi moleküler düzeye uygulamak amacıyla önemli adımlar atıyor.

– Behe’nin Darwin’i yeni yeni sindirdiği anlaşılıyor. Darwin’in doğada gördüğü “Adaptif Evrim”i, ya da “Doğal Seçilim”‘i, moleküler düzeye indirip kendi deyimiyle Adaptif Evrim’in İlk Kuralı olarak tanımlıyor. Burada, moleküler düzeyde meydana gelen fonksiyon yitimleri veya değişimlerinin türlerin evrim geçirmesine neden olduğunu ilan ediyor.

Michael Behe, tipik bir şekilde biyolojiden uzak olan bilim insanlarının geçirdiği dönüşümü geçiriyor. Ancak fikirleri ve heyecanlı çıkışlarından ötürü biraz “medyatik” olması, onun dönüşümünü göze batan hale getiriyor. Halbuki evrimi kabul etmeyen insanlar, bilimle ve evrimsel biyolojiyle tanıştıkça Behe’nin geçtiği yollardan geçerek sorgulamalarını sürdürüyor ve evrimi anlıyor, kabul ediyorlar. Bunu hemen hemen her bilim insanında görmekteyiz; ancak Behe gibi duygularını dışa vuranlar az olduğundan bu dönüşüm çoğu zaman sessiz gerçekleşiyor.

 
 
Behe’nin Makalesinden Doğrudan Alıntılar
 
Bu makalemizin temelini oluşturan haberimizi ilk yaptığımız Kasım 2011’den beridir birçok kesime bu kadar meşhur bir akıllı tasarım hipotezi savunucusunun nasıl bir dönüşümden geçtiği bilgisi ulaşmış ve birçok tartışma dönmüş (bizim de haberimiz haricinde). Öyle ki, fikirlerini savunan en meşhur bilim insanlarından birinin medyatik kimliğini yitiriyor olması bazı okurlarımızı korkutmuş ve bu haber hakkında yalan söylediğimizi iddia edecek kadar kendilerinden geçmişler. Biz de burada, memnuniyetle, Behe’nin makalesinde kullandığı kelime ve cümleleri cımbızlamak yerine, paragraf paragraf buraya çevirerek koyacağız. Böylece iddiaların birer “uydurma” değil, Behe’nin kendi ağzından çıkan sözler olduğunu anlayabiliriz. Ancak yine de size net bir tavsiyede bulunmak istiyoruz: mümkünse lütfen İngilizce öğrenin (veya dilinizi geliştirin) ve kaynakları orjinallerinden okuyun! Bunu her zaman savunduk ve savunmaktayız. İkinci el bilgi her zaman birinci ele göre kirlidir. Biz bu kiri minimumda tutmaya çalışsak da, orjinallerine her zaman okurlarımızı yönlendirerek en temiz bilgilere ulaşmalarını hedeflemekteyiz.
Bir insanın evrimle ilgili görüşlerini ancak ona sorarak veya onun yayınladıklarını birinci elden takip ederek bilebilirsiniz. Uzaktan atıp tutmayla bu işler yürümez. Biz de, Michael Behe ile Lehigh Üniversitesi e-posta sistemi üzerinden irtibata geçerek Evrim Ağacı ekibi olarak fikirlerinin bilimsel yönde değişmesinden duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik ve makalesini Türkçeye çevirip çeviremeyeceğimizi sorduk. Kendisi, çeviri yapmamızda hiçbir sorun olmadığını ve makalesinin insanların evrimi anlamasına katkı sağlayacağından memnuniyet duyacağını bize iletti. Bu çerçevede, tüm çeviriyi yapmadan önce kısmi ama kapsamlı çevirilerle Behe’nin fikirlerini kendi cümleleriyle bir dinleyelim:
Behe’ye Göre Adaptif Evrim Nedir?
“Adaptif evrim bir türün soyunda bir fonksiyonun kazanılması kadar basit bir şekilde bir fonksiyonun yitirilmesine neden olabilir. Evrimsel tarih boyunca, yılanlar bacaklarını yitirmiştir, mağara balıkları görme yetilerini yitirmiştir ve parazitik bir bakteri olan Mycoplasma genitalium vahşi doğada bağımsız olarak yaşayabilme yeteneğini yitirmiştir ve tüm bunlar, çevreye daha iyi adapte olma çabasının sonucudur. Hangi değişim/çeşitlilik bir türe belirli bir çevrede, belirli bir zamanda yeterince destek oluyorsa (bu bir fonksiyon kazanma da olabilir, bir fonksiyonun değişimi de…), bu özellik seçilebilecektir. Türler fonksiyonel özellikleri kazanmak, yitirmek veya değiştirmek amacıyla evrimleşebildikleri için, moleküler temelleri anlaşılabilir olan bu değişimlerden hangisinin türün adaptasyonlarında baskın olduğunu ortaya çıkarmak temel ilgimizdir. Burada, geçtiğimiz 40 yıl içerisinde mikroplar üzerinde yapılan evrimsel laboratuvar deneylerini inceliyorum. Bu tip deneyler, çevresel değişkenlerin kontrol edilebilmesi için en iyi imkanı sunarlar ve moleküler düzeydeki sonuçları en açık şekilde karakterize ederler.” (“Fonksiyon Kazanımı, Yitimi veya Modifikasyonuna/Değişimine Bağlı Adaptasyon” bölümü, son paragraf, sf. 420)
Behe’ye Göre Mutasyonlar Nasıl Evrime Neden Olur?
“1) Bir ‘FCT-yitimi’ adaptif mutasyonu [FCT: fonksiyonel kodlanmış elemanlar; veya, basitçe, nükleik asit ve proteinler, canlıya özelliklerini kazandıran fonksiyonlar olarak düşünülebilir], belirli, daha önceden var olan, kodlanmış bir eleman üzerindeki bir fonksiyonun etkili olarak yitirilmesine sebep olan, bunun sonucunda da türün çevresine adapte olmasına neden olan mutasyon türüdür. Çerçeve-kaydırıcı biçimde değişen bir genin yeteneğini kaybetmesi fonksiyonel bir ürüne veya bir transkripsiyon faktörüne bağlanan promoterda [bir tür tepkime başlatıcı] değişime sebep olur. Benzer şekilde, bu fonksiyon kaybı, mutasyona uğramış bir proteinde oluşabilir ve daha önceden bağlandığı kimyasala (liganda) bağlanmasına engel olur. Bunlar, FCT-yitimi türü mutasyon örnekleridir.
 
2) ‘FCT-kazandırıcı’ tip adaptif mutasyonlar belirli, yeni ve fonksiyonel kodlanmış elementler üretir ve bu sırada organizmanın ortamına adapte olmasını sağlar. Yeni bir prometerın, intron/egzon bölünme alanının ya da protein işleme alanının mutasyon sonucu inşa edilmesi, FCT-kazandırıcı tip mutasyonlara örnektir. Bu kategoride ayrıca daha önceden kopyalanan bir kodlanmış elemanın aktivitesi sonucunda, mutasyona bağlı olarak türleşme de bulunmaktadır.
 
3) ‘Fonksiyon-değiştirici” tip adaptif mutasyonların tanımlayıcı özelliği negatiftir: organizmayı ortama adapte ederken, belirli bir FCT’nin kazanılmasına ya da kaybedilmesine neden olmaz. Bu tanım, ilk iki tanıma uymayan her şeyi içine alacak kadar geniştir. Nokta mutasyonlar gibi, var olan FCT’ler üzerinde niteliksel değişimler yaratan diğer mutasyonları da içine alır. Bu mutasyonlar, FCT’nin gücünü arttırabilir, azaltabilir veya aktivitesini kaydırabilir (örneğin bir proteinin normal substratıyla yapısal olarak ilişkili olan bir diğerine bağlanması gibi). (…) tıpkı burada sayılan ve ‘fonksiyonun değişimi/modifikasyonu’ kategorisine alınan diğer olaylar gibi bunlar, gelecekte FCT-kazandırıcı olma yolunda bir adım olabilirler.” (“Adaptif Mutasyonlar Arasındaki Farklar” bölümü, 4. paragraftan itibaren, sf. 421)
Behe’nin “Faydalı Mutasyon” Hakkındaki Görüşleri
 
“Bu üç mod altına düşen mutasyonların türlerini daha iyi anlamak için, mikropların deneysel evriminden öteye, gerçek hayata bakmamız faydalı olacaktır. Örneğin, sıtma paraziti olan Plasmodium falciparum türünün baskısı altında, son 10.000 yılda insanlarda oluşan mutasyonların seçilimini düşünün. Böyle örneklerin kullanılmasının nedeni, insan sağlığına zarar veriyor olmalarından ötürü sıtmayla olan etkileşimin üzerinde iyi çalışılmış olmasıdır.
 
Eğer kuzey Avrupa’dan, sıtmanın bulunduğu bölgelere gelen tipik bir insan sıtmayı inceleyecek olursa, yerli halk için tartışılmaz bir fayda sağlayan olumlu bir özellik görecektir: ölümcül hastalığa direnme yeteneği. Ancak, sıtma direncine yönelik olarak son yıllarda giderek artan detaylı bilgilerimizi göz önüne alarak, bunu burada kategorize etmeyeceğim. Sıtmanın bulunduğu bölgelerdeki birçok insan sıtmaya direnç kazanmıştır; ancak bunu farklı moleküler mekanizmalar yoluyla kazanmışlardır (Tablo 1). Her ne kadar bütün mutasyonlar adaptif olsa da, aralarında ayrımlar yapılabilir. En iyi bilinen dirençli bireyler, heterozigot orak hemoglobinine sahiptirler.” (“Adaptasyon Türlerinin Örnekleri” bölümü, ilk paragraftan itibaren, sf. 421-422)
Behe ve Lenski Deneyleri
 
Behe, Lenski’nin farklı makalelerinden, farklı paragraflarda bahsediyor ve analiz ediyor. Hepsinin sonuçlarını fonksiyon kazanım, kaybedim ve değişimi açısından inceliyor. Bunları tek tek okuyabilirsiniz makaleden. Şurası ise ilgi çekici:
“Bir evrim deneyi ne kadar uzun sürdürülürse, o kadar büyük mikrop popülasyonlarına erişilebilir ve böylece nadir ve özellikle faydalı olan mutasyonların oluşma şansı o kadar artar. Lenski’nin (2004) E.coli üzerinde yaptığı ve 50.000 nesil ile kümülatif olarak 1014 organizmaya ulaşmış popülasyonlardan oluşan deneyleri, bu projeler arasında açık farkla liderdir. (…) Ortalama olarak, bir popülasyonun uzun dönem deneyleri boyunca her bir genomdaki her bir nükleotitin 7×103 ila 6×107 defa değişmesi beklenir. Elbette, bu değişim tipi mutasyonların gerçek oranı nükleotitten nükleotite önemli miktarda değişir. Dolayısıyla, bu deneyler, adaptif mutasyonların tek bir adımda veya bir dizi adım sonucunda bu sistemlerde neler başarabileceğinin derinliklerini bizlere sunmaktadır.” (“Mutasyonel Çözünürlük” bölümü, ilk ve son paragraflar, sf. 436-437)
Behe ve Adaptif Evrimin Birinci Kuralı
 
“(…) Eğer nükleotit başına düşen basit nokta mutasyonlarının oranı 10-9 ise bu oran, aynı zamanda faydalı mutasyonların görülme sıklığı da olacaktır. Her ne kadar FCT-kazanımı tipi mutasyonların inşasını mümkün kılan birkaç yolak olsa da veya birkaç olası FCT-kazanımı türü olsa da, bir proteinin aktivitesinin yok olması veya elenmesi sonucunda ortaya çıkan adaptif mutasyonların oranı, bir gendeki belirli değişimlere sebep olacak adaptif mutasyonların görülme sıklığının 100-1000 katı arası olması beklenmektedir.
 
Bu mantıklama, benin Adaptif Evrimin Birinci Kuralı adını verdiğim şekilde izah edilebilir:
 
Yitimi, toplamda uyum başarısını arttıracak herhangi bir fonksiyonel kodlanmış elemanın kırılması veya körelmesi.
 
Buna ‘kural’ demekteyim, ancak bundan kastım pratik şekilde ifade edebilmektir. Bu, katı bir yasa değil, bulgusal ve faydalı bir genellemedir. Diğer tüm değişkenler sabit tutulursa, adaptif evrimden beklediğimiz budur. Kural, genetik sistemlerin çok genel özelliklerine bağlı olduğundan, virüslerden prokaryotlara ve çok hücreli ökaryotlara kadar tüm sistemlerde çalışması beklenmektedir. Buna ‘ilk’ kural adını veriyorum, çünkü bir özelliğin fonksiyonunu yok eden mutasyonların oranı, yeni bir özellik katanlara göre oldukça yüksektir. Dolayısıyla adaptif özellikteki FCT-yitimi tipi mutasyonlar ile fonksiyon değiştirici mutasyonlar, seçilim baskısı altındaki bir popülasyonda yeni bir özellik kazandıran mutasyonlardan önce oluşacaktır.” (Adaptif Evrimin Birinci Kuralı” bölümü, 3. paragraf ve sonrası, sf. 438-439)
 

Behe’nin Vardığı Sonuç
 
“Adaptif evrim türlerin yeni fonksiyonlar kazanmasına, fonksiyonlarını yitirmesine ya da fonksiyonların değişimine neden olabilir. Dolayısıyla, belirli çevrelerde, evrimsel süreç içerisinde bu modlardan hangisinin baskın olduğuna karar verilmesi ilgi çekicidir. Onyıllardır laboratuvarlarda süren evrim deneyleri güçlü bir biçimde göstermektedir ki, moleküler düzeyde, FCT-yitirici ve fonksiyon değiştirici özellikteki adaptif mutasyonlar baskındır. Geçmişe bakacak olursak, genetik sistemlerin yapılarından bunu zaten çıkarabilmekteydik ve bunlar, adaptif evrimin birinci kuralı olarak özetlenmektedir. Evrimin çok sayıda farklı açısı bulunmaktadır ve bu da, dikkate değer olanlarından bir tanesidir.” (“Sonuç” bölümü, sf. 442)


Behe Neyi Savunuyor, Ne Yapıyor?
 
Behe’yi inceleyen birisinin ilk fark edeceği şey, fikirlerinin oldukça sık ve geniş kapsamda değişmesi ve söyledikleri arasında zaman dilimleri bakımından tutarsızlıklar olmasıdır. Ancak bu oldukça anlaşılırdır ve çok fazla üzerine gitmemek gerekir. Çünkü daha önce de söylediğimiz gibi, özellikle kimya köklenli biyokimyager, sadece temel biyoloji bilgilerine sahip oldukları için, evrimsel biyoloji alanında bocalayabilmektedirler. Behe de, yıllar içerisinde kendisini geliştiren bir araştırmacı olarak, sorgulamaları sonucunda gerçeklere ulaşmaktadır ve sorgulamaları da, her bilim insanı gibi sürmektedir. Unutmamak gerekir ki bir insanın profesör olması, her şeyi bilmesi anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla Prof. Behe’nin uzmanlık alanı olmayan bir konuda fikirlerini değiştirmesi ve kendisini halen geliştiriyor olması, son derece anlaşılırdır. Bilim, bitmek bilmeyen bir yoldur ve uzun bir süreçtir.
Behe’nin temelde savunduğu, şuraya tıklayarak şahsi blogundan da okuyabileceğiniz gibi adaptasyoncu evrim fikrinin (halk arasında “Darwinizm” olarak bilinen evrim türü) doğru olmadığıdır. Behe evrime karşı değildir. Evrimin mümkün olduğunu, türlerin evrimleştiğini, eski türlerden yenilerinin evrimleşebileceğini, türleşmeyi ve evrimin tüm mekanizmalarını kabul eder. Ancak Behe’nin katılmadığı birkaç nokta vardır: bunlardan ilki, evrimin sadece doğal bir olay olmasıdır. Katı bir Hıristiyan olarak Behe, inançlarını evrime uydurmaya çalışmaktadır ve bu, akıllı tasarım fikrine yakın olmasının sebebini göstermektedir. Elbette Behe bunun bilimsel olmadığını bilmektedir; ancak her insan gibi zaafları olan birisi olarak, karakterini değiştirmek yerine onunla yaşamayı sürdürmektedir. Bu da son derece anlaşılırdır. Şuraya tıklayarak kendi üniversite sayfasından görebileceğiniz gibi, Behe bilimsel gerçeklerle şahsi fikirlerini karıştırdığını kabul etmektedir. Aynen alıntılıyoruz:
Resmi Açıklama: İndirgenemez karmaşıklık ve akıllı tasarım hakkındaki görüşlerim tamamen bana aittir. Bunlar, hiçbir şekilde genel olarak Lehigh Üniversitesi, spesifik olaraksa Biyolojik Bilimler Departmanı’nın görüşlerini yansıtmamaktadır. Aslında, departmandaki birçok iş arkadaşım görüşlerimi tamamen/güçlü bir şekilde reddetmektedir.”
 
Bu, Behe’nin karalanmayacak kadar açık yürekli olduğunu göstermektedir. Zaten bizim de hakkında bu kadar detaylı bir analiz yapma sebebimiz de budur. Behe, açıkça fikirlerini ileri sürmektedir ve bilime lazım olan da bu yürekliliktir. Bölümün de Behe ile ilgili resmi bir açıklaması, ana sayfalarında bulunmaktadır. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Aynen alıntılıyoruz:
“Biyolojik Bilimler Departmanı’ndaki akademisyenlerimiz, bilimsel bütünlüğün ve akademik işlevlerin en üst standartlarına kendilerini adamışlardır. Bu kendini adamışlık, akademik özgürlüğe ve düşüncelerin özgür alışverişine sarsılmaz desteğimizi de kapsamaktadır. Bu, aynı zamanda bilimsel yönteme, araştırma yapmanın bütünlüğüne ve sadece hipotezlerin testi, sağlam deneyler ve başkaları tarafından tekrar edilebilir bulgularla gelen bilimsel yöntemin geçerliliğinin tanınmasına olan en üst düzey saygıyı da göstermeyi gerektirmektedir.
 
Bölüm üyeleri, dolayısıyla, temelleri Charles Darwin tarafından atılmış ve son 140 yılda keşfedilen bulgularla içeriği birikerek artmış olan evrimsel teoriyi açık bir şekilde desteklemektedirler. Bu konumdan ayrılan tek kişi olarak Prof. Dr. Michael Behe, ‘akıllı tasarım’ın iyi bilinen bir savunucusudur. Her ne kadar Prof. Behe’nin kendi görüşlerini ifade etmesine saygı duysak da, bu görüşler sadece kendisine aittir ve bölümün geri kalanı tarafından kabul edilmemektedir. Bizim kollektif tutumumuz, akıllı tasarımın bilim içerisinde hiçbir temeli olmadığı, bilimsel olarak test edilmediği ve bilimsel olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönündedir.”
 
Bunlar, bilimsel duruşu özetleyen nitelikte. Bilimde her sese yer var; bilimsel metot dahilinde yürütüldüğü müddetçe. Nasıl ki kiliselerde ve benzeri ibadet yerlerinde kuantum fiziği ve evrimsel biyoloji ve zooloji, vb. dersleri vermiyorsak, bilim içerisinde de şahsi düşüncelerin yer almasının anlamı bulunmamaktadır. Bu alanlar ayrı alanlardır ve birbirlerine karıştırılmaları hatadır. Behe bunu yapmaktadır; ancak bunu dürüstçe ifade de etmektedir. Böyle olduğu sürece, kişilerin düşüncelerini tartışmasında elbette bir sakınca yoktur. Bizim derdimiz, her işin kendi alanında yapılması gerektiği yönündedir.
Özet olarak Behe, adaptasyoncu evrimin bir kısmına, özellikle tüm türlerin ortak bir atadan geldiği fikrine ve mutasyonların rastgele oluşması sonucu evrimin olacağı fikrine karşı çıkmaktadır. Türlerin ortak ataları olabileceğini kabul etmekte, hatta insanın primatlardan evrimleşmiş bir hayvan türü olduğunu da aklı başındaki her bilim insanı gibi kabul etmektedir. Ancak örneğin bir at ile bir bakterinin bir noktada ortak bir ataya sahip olduğu fikrini, yani Darwin’in çizdiği Evrim Ağacı fikrini reddetmektedir. Bununla ilgili doğrudan bir delili yoktur; ancak tüm türlerin tek bir ortak atadan geldiği fikrine dair bilimin elindeki bulguları yetersiz bulmakta ve sorgulamaktadır. Örneğin laboratuvar deneylerinin sonuçlarını adaptasyoncu evrime kanıt olarak sunanları eleştirmektedir. Tüm bunlar, elbette yapılması gereken şeylerdir. Sorgulama olmadan bilim olmaz. Ancak günümüzde, özellikle de moleküler düzeyde yapılan çalışmaların sonuçlarının, tüm türlerin yaşamış en eski ortak atalarının bulunduğunu güçlü bir biçimde desteklediğini söyleyebiliriz. Elbette bunları sorgulayan bilim insanlarının var olması iyidir. Ancak bu sorgulamanın, bilimsel şüphecilik dahilinde yapılması önemlidir, şahsi inançlara dayalı olarak değil… Dolayısıyla Behe’nin tutumunu, “akıllı tasarıma dayalı, sınırlı evrim görüşü” gibi bir şekilde özetleyebiliriz.
Behe ve ekolü, adaptasyoncu evrimi reddeden tek cephe değildir. Örneğin Stephen Jay Gould ve Richard Lewontin gibi bilim insanlarını içinde barındıran bir ekol de, evrimin ana mekanizmasının seçilim değil de, genetik sürüklenme olduğunu ileri sürmektedir. Bu ekol, ortak ata fikrini tamamen kabul etmekte ve her düzeyde evrimin olabileceğini de bilmektedir. Ancak ekolün reddettiği, ana değişim sebebinin doğal seçilim olmasıdır. Yani bilim çok seslidir; ancak görüleceği gibi kimse, türlerin evrimleştiği gerçeğini reddetmemektedir.
Behe’nin son dönemde kafasını taktığı konu, mutasyonlar ve bunların evrim üzerindeki etkileridir. Mutasyonların evrime neden olabileceğini bilmekte ve anlamaktadır. Ancak adaptasyona neden olan mutasyonların fonksiyon kazandırıcı mutasyonlar olmaması gerektiğini, bunun yerine fonksiyon yitirici ya da değiştirici mutasyonlar olması gerektiğini savunmaktadır. Bu şekliyle, evrimsel biyologlara yeni bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.
Dolayısıyla Behe’nin yaptığını tamamen bilim dışı bir efor olarak görmek hatalı olacaktır. Ancak Behe’nin de açıkça ifade ettiği gibi, kendi geliştirdiği modeller sadece bilimsel temelde değildir. İnançlarından ciddi miktarda etkilenmektedir. Bu, şahsın hatasıdır; ancak Evrim Ağacı olarak umuyoruz ki, bu hatalarının üstesinden gelmeyi başaracaktır.
Behe’nin kitaplarının tamamı bilim çevreleri tarafından ciddi anlamda eleştirildi ve birçok tartışma yaşandı. Birçok bilim insanı, Behe’nin konu hakkındaki deneyim ve yetkinliğinin düşük olduğunu ileri sürdü ve hatalarını gösterdi. Behe, bu kişilerin açıklamalarıyla tatmin olmadığını söyleyerek savlarının arkasında durdu. Hatta Amazon.com üzerinden yapılan bir tartışmada, Behe HIV’in evrimiyle ilgili bazı bilgilerinin hatalı olduğunu kabul etti. Behe’nin kitapları genellikle sadece biyolog olmayan bilim insanları ve yaratılışçılar tarafından desteklendi. Süreç içerisinde Behe’nin tutumunun yumuşaması, evrimsel biyologları tatmin etmese de, evrim karşıtlarını da epeyce sinirlendirdi. Bu konulardaki tartışmalar halen devam etmektedir.
 
Yazar Hakkında Ufak Bir Kronoloji:

1996 – Yazarın “İndirgenemez Karmaşıklık” dediği safsatayı ileri sürerek evrime meydan okuması; “Darwin’in Kara Kutusu” isimli kitabını yayınlaması: bu, Behe’nin dönüşümünde önemli bir adımdır. O zamana kadar gelen ve “yaratılışçılık” olarak isimlendirilen bilim dışı görüşün din saplantısından sıyrılarak, bir yaratıcının varlığının sadece bilimsel olarak da gösterilebileceğini düşünen fikrin temellerine ciddi anlamda katkı sağlamıştır. Her ne kadar, tıpkı yaratılışçılık gibi, akıllı tasarım görüşünün de bilim içerisinde en ufak bir temeli bulunmasa da, en azından kendisinden önce gelen bu görüşün saplantılarından kurtulmuş ve bilim karşısında arka arkaya hem bilimsel, hem hukuki yaralar almış bir görüşü tazelemeyi başarmıştır. ABD başta olmak üzere birçok ülkede akım yayılmış, Keşif Enstitüsü gibi kurumların aracılığıyla (Behe de burada halen görev almaktadır; ayrıca enstitü hakkında buraya tıklayarak bilgi alabilirsiniz) halk arasına da indirilmiştir. Behe’nin bu dönemde evrimsel değişim fikrine çok katı, kapalı ve karşı olduğu görülür. Aşağıda, Darwin’in Kara Kutusu’ndan birkaç alıntı bulunmaktadır:

“Darwincilerin açıklaması gereken iki soru vardır: ilki, tüm karmaşıklıklarına rağmen, evrimin basamaklarının tam sırası. İkincisi, bu basamaklar eğer açıklanıyorsa, Darwinizmin bizi bir basamaktan diğerine nasıl geçirdiğidir.” (Darwin’in Kara Kutusu, Michael Behe, sf. 34)
“Darwin’in doğal seçilim mekanizması aslında kanın pıhtılaşma tepkimeleri dizisi gibi indirgenemez karmaşık sistemlerin oluşumuna engel olmaktadır. Uzun lafın kısası, protein kümeleri tepkime dizisinin içerisine bir seferde yerleştirilmiş gibidir. Bu yalnızca… zeki bir unsurun yönlendirmesiyle olabilir.” (Darwin’in Kara Kutusu, Michael Behe, sf. 96)
“Bilimsel literatür siyah noktasıyla birlikte bir gözün, siyah noktasız bir gözün, bir göz kapağının, bir lensin, bir retinanın, rodopsinin doğal seçilimin mutasyon üzerine etki etmesiyle nasıl oluşabileceğine dair hiçbir içeriğe sahip değildir. Darwinciler vardıkları sonuçlara tamamen duygusal ve öyle olması gerektiğini düşündükleri için varmaktadırlar.” (Darwin’in Kara Kutusu, Michael Behe, sf. 224)

2001-2005 – İndirgenemez Karmaşıklık ile özdeşleştirilen tüm karmaşık yapıların Evrim ile açıklanabilirliğinin gösterilmesi: akıllı tasarım, dindar kitlenin evrimle uzlaşması yolunda önemli bir adım olmuştur. İnsanlar, tıpkı 1860’lı yıllarda kilisenin yaptığı gibi, evrimi yaratıcının yaratış biçimi olarak görmeye başlamışlardır. Ancak halen evrimin temel gerçekleri inkar edilmekte, türlerin aşırı kapsamlı değişimlerden geçemeyeceğine inanılmaktadır (elimizde bulunan sayısız kanıta rağmen). Bilim de bu yayılan akımdan etkilenerek araştırmalarını bu kişilerin savlarını test etmek üzerine kurmuştur. Kısa sürede, karmaşık olduğu için evrimleşemeyeceği iddia edilen göz, beyin ve bakteri kamçısı gibi tüm organların evrimi hem tarihsel olarak, hem de moleküler olarak gösterilmiştir. Bu, indirgenemez karmaşıklığın aldığı en ağır ve beklemedikleri darbe olmuştur. Sonrasında, akıllı tasarımın okullarda öğretilmesi gerektiği yönündeki çabalar, mahkemelerden “yaratılışçılığın üstü kapalı hali olması ve din propogandası yapması” sebebiyle reddedilmesiyle, akıllı tasarım bilimsel camiada gözden düşmüş ve umursanmamaya başlamıştır. Halk arasında varlığını sürdüren düşünce, günümüze kadar tökezleyerek ulaşmayı başarmıştır.
2005 – İndirgenemez Karmaşıklık kavramının son kalesi olan “göz” yapısının Evrim ile açıklanması: özellikle “yarım bir göz ne işe yarar?” sorusunun cevabını vermeyi başaran ve bunu hem var olan, hem de soyu tükenmiş türler ile moleküler araştırmalarla destekleyen evrimsel biyoloji, akıllı tasarımın temel argümanlarından olan “indirgenemez karmaşıklığı” bilimsel camiadan tamamen silmiştir. Behe, bu görüşün önderi olarak bu darbelerden sonra faaliyetlerini azaltmış ve bilim çevresine hitap etmeyi bırakarak, halka yönelmiştir. Ancak süreç içerisinde görüşlerinin zayıfladığı ve organların karmaşıklığı üzerinden evrimi yaratıcıya bağlamak (veya zaman zaman tamamen reddetmek) yerine, kendi çevresindeki çalışmalara odaklanmıştır.

2006-2007 – Behe’nin ortadan kayboluşu: burada “ortadan kaybolmak”tan kasıt, bilimsel arenada suskunluğa bürünmesidir; elbette ki tamamen yok olmaktan bahsetmiyoruz. Buraya tıklayarak sitesinden görebileceğiniz ve buraya tıklayarak ScienceDirect makale arama motorundan teyit edebileceğiniz gibi, Behe’nin makaleleri 2007 başlarından itibaren seyrelmiştir. Daha önemlisi, bu makalelerin konularıdır. Eski makalelerine bakacak olursak, hep “yaratıcı” ve “tasarım” fikrini vurgulayarak akıllı tasarımı savunmaktayken, giderek görüşleri daha bilimsel ve akıllı tasarım fikri yerine evrimin bilimsel boyutlarını araştırmaya yönelik bir hal almıştır. Bu değişim, sitesine koyulmuş makalelerinden de görülebilir. Behe, bu süre zarfında “şahsi blogu” üzerinden yazılar yayınlamış ve “kiliseler” gibi bilim dışı kurumlara odaklanmıştır. Bunlar da, Behe’nin bilimsel arenadaki suskunluğunu bozacak nitelikte aktiviteler değildir.

2007-2009 – Behe’nin Evrim’i tür bazında kabullendiğini açıklaması ve araştırmalarını yayınlaması; “Evrimin Sınırı (Edge of Evolution)” isimli kitabını yayınlaması: Behe, birçok sevenini de üzecek şekilde, 2007 yılında yayınladığı kitabında evrimin mümkün olduğunu, türleri değiştirebildiğini, yeni türler yaratabildiğini kabul ettiğini ilan etmiştir. Ancak bu evrimsel değişimlerin bir sınırı olduğunu düşündüğünü ve bu sınırın taksonomik hiyerarşide tür ile takım arasında bir yerlerde sonlandığını yazmıştır. Yani Behe, türler ile cinslerin evrimleşebileceğini net bir şekilde kabul etmekteyken, şubelerin ve ailelerin evrim sonucunda oluşamayacak kadar farklı olduklarını halen savunmaktadır. Bu görüşü günümüzde de değişmemiş olmakla birlikte, evrim hakkındaki artan miktardaki olumlu çalışmaları gelecekte bu gerçeği de onaylayacağını düşündürmektedir.

2010 – Behe’nin Evrim’i büyük ölçüde kabul etmesi: yukarıdaki son makalesinin kısmi ama kapsamlı analizinden görülebileceği gibi, Behe evrimin tür bazında olduğunu net bir şekilde kabul etmekte ve evrim yasalarını moleküler düzeyde analiz etmeye çalışmaktadır. Aradan geçen sürede Behe’nin görüşlerinin oldukça yumuşadığı görülür. Bahsettiğimiz gibi, halen adaptasyoncu evrime karşıdır; ancak tamamen doğal süreçler sonucu oluşan evrimi artık kabul etmektedir. Öyle ki, kendisinin geliştirdiği bir evrim yasası bile ileri sürmektedir. Dolayısıyla bilimsel dönüşümünün önemli bir basamağında olduğu düşünülebilir.

 
Sonuç
Bir fikrin ya da bilimsel gerçeğin bireyler üzerinden tartışılması oldukça hatalıdır ve uzak durulması gerekir (buradan bilgi alabilirsiniz). Bu yüzden, Michael Behe’nin kişisel özelliklerine ya da yaptıklarına girmeden, fikirlerine ve fikirlerinin sonuçlarına odaklanmaya çalıştık. Elbette kendisiyle ilgili söylenecek birçok şey daha var (mahkemede akıllı tasarımı bir bilim dalı olarak savunması ve mahkemenin bu savı geçersiz bulması, karmaşık yapıların neden tasarlanmış olmak zorunda olmadığının izahı, kitaplarındaki hataları, içinde akıllı tasarıma dair hiçbir vurgunun geçmediği Dr. Snoke ile yayınlanan makalelerinin Keşif Enstitüsü tarafından “akıllı tasarımı ispatlayan makaleler” listesine alınması ve daha nicesi…). Behe’nin inançlarını yargılama cüretini bir bilim ekibi olarak kendimizde bulmuyoruz. Kimsenin inancını yargılamak bir başkasına düşmez. Dolayısıyla biz işin bilim boyutundayız ve bu konuyla ilgileniyoruz.
Evrimsel Biyoloji içerisinde birçok farklı ses bulunmaktadır. Evrim Ağacı olarak defalarca söylediğimiz gibi, bu seslerin hiçbiri evrimi inkar etmemektedir, bu bir doğa yasasıdır! Ancak evrimin sınırları, miktarı, hızı, şiddeti, biçimi, yöntemleri, vb. alanlarında birçok araştırma yürütülmektedir. Behe ve ekolü, bilim içerisinde çok çok küçük bir kitleye sahip olsa da, bir görüş olarak burada verilmesinin faydalı olacağını düşündük. Ayrıca bu yazımız sayesinde, Behe’nin önceden de iddia ettiğimiz şekilde, görüş bazında bir değişim yaşadığını ve daha ağırbaşlı hale geldiğini doğrulamış oluyoruz.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Behe ile yaptığımız yazışma sırasında kendisine fikirlerimizi ilettik ve görüşlerindeki değişimleri çok olumlu bulduğumuzu belirttik. Kendisi de, bize yazdığı cevapta teşekkür ettiğini söyledi. Makalesini Türkçeye çevirmek istediğimizi belirttiğimizde, bunun evrimi anlamak isteyecek kişiler için faydalı olduğunu düşündüğünü ve izin verdiğini belirtti. Şu anda irtibatımız devam ediyor. Eğer ki konuşmalarımızdan birinci elden bilgi edinme şansımız olursa ve buradakilerle çelişen bilgiler edinirsek, mutlaka gerekli düzeltmeleri yapacak ve size ileteceğiz. Bundan kuşkunuz dahi olmasın.
Dolayısıyla şimdiye kadar anlattıklarımızın ışığında, Prof. Behe’ye tekrardan bu açık yürekliliği için teşekkür ederiz. Evrimsel biyoloji hiçbir dini düşüncenin veya ateizmin oyuncağı, aleti, aracı değildir. Evrimsel biyoloji bir bilimdir ve sadece bilimsel olarak değerlendirilmelidir. Kurulduğumuz günden bu yana bu yolu izleyen bir ekip olarak, hakkımızda çıkan din ile ilgili düşüncelerimizle ilgili iddiaları reddediyor, bu konuda ilgili olan herkesi buraya tıklayarak İlkelerimiz’i okumaya davet ediyoruz.
Behe’nin katıldığı bir davayla ilgili bilgilere ve davanın belgeselinden bir kesite (Prof. Behe’nin savunma tarafında olduğu belgesele) buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Konuyu, Prof. Dr. Michael Behe’nin 2007 yılında yayınladığı ve birçok fanatik bilim karşıtını hayal kırıklığına uğratan, Evrim’in Sınırı (The Edge of Evolution) isimli kitabından yaptığımız bir çeviriyle sonlandıralım:
“Örneğin, hem insanlar hem de şempanzelerde diğer memelilerde C vitamininin üretimini sağlayan genin kırık bir kopyası bulunmaktadır. Şempanzeler ile insanların ortak bir atadan geldiklerine dair nasıl daha güçlü bir kanıt bulunabileceğini hayal etmek güçtür. Yapbozun kalan bazı parçaları olmasına rağmen, Darwin’in Dünya’daki bütün yaratıkların biyolojik olarak akraba oldukları konusundaki açıklamasının isabetli olduğundan şüphe duymak için hiçbir neden bulunmamaktadır.” (Evrimin Sınırı, Michael Behe, sayfa 71-72)
Umarız faydalı olmuştur.
ÇMB (Evrim Ağacı)
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ