Çikolata’Nın Sırrı ve Nasıl Olur.

  • 23 Şubat 2012
  • 6.878 kez görüntülendi.
Çikolata’Nın Sırrı ve Nasıl Olur.

Binominal adı: Theobroma cacao, L.
Bilimsel Snıflandırma
Alem: Plantae (Bitkiler)
Bölüm: Magnoliophyta (Kapalı tohumlular)
Sınıf: Magnoliopsida (İki çenekliler)
Takım: Malvales
Familya: Malvaceae (Ebegümecigiller)
Cins: Theobroma
Tür: Theobroma cacao
Kakao (Theobroma cacao), 4-8 metre boyunda ebegümecigiller (Malvaceae) familyasından çikolata yapımında kullanılan bir bitki türü.
Doğal yetişme alanı Güney Amerika olmakla beraber, Tropiklerin genelinde yetiştirilmektedir. Theobromin adlı bir alkaloit eldesinde ve kakao yağı eldesinde kullanıldığı gibi, kakaonun tohumları da çikolata yapımında kullanılmaktadır.

Dağılımı

Kakao ağacını doğal yetişme alanları And Dağları’nın etekleri ile Amazon ve Orinoco ırmaklarının havzalarının 200-400 m yakınlarındaki yükseltilerdir. Orta Amerika’ya Mayalar tarafından getirildiği sanılmaktadır. Ilık iklimlerde düzenli yağmur alan, verimli topraklarda yetişir.

Tarihçe [bak. Çikolatanın Tarihçesi]

Kakao geleneksel olarak Aztekler tarafından su ve baharatla karışıtıralarak, özellikle dinsel ayinlerde kullanalan çikolata yapımında kulanılıyordu. İspanyol istilasından sonra Avrupa’ya getirilen kakao, süt ile karıştırılarak kullanılmaya başlandı ve kısa sürede popüler oldu. Kakao tozu zamanla kakao yağı ile karıştırılarak bugünkü çikolata ortaya çıktı.

Üretim

Kakao, dünya çapında 70 bin kilometrekarenin üzerinde bir ekim alanına sahiptir. Üretimin % 40’ını gerçekleştiren Fildişi Sahilleri’ni, %15’er payları ile Gana ve Endonezya izlemektedir. Diğer kakao üreticileri, küçük miktarlarda olmakla beraber, Brezilya, Nijerya ve Kamerun’dur.

Kullanımı

Kakao ağacının tohumları ya hemen ya da bir süre sonra mayanlandırılır ve ardından kurutulur. Böylece tohumun acı lezzeti kaybolur ve hoş bir koku meydana gelir. Bu taneler kavurulurak, un haline getirilip yağı alınır. Sonra yeniden öğütülerek, toz halindeki kakao elde edilir. Kakao, sütle karışıtırılıp içilir, ayrıca yağı alınmamış kakao tohumlarından çikolata yapılır.
Kakao çekirdekleri

Kakao taneleri (theobromacacao) ağacı için en elverişli bölge olan ekvator kuşağındaki Batı Afrika, Batı Hint adaları ve Güney Amerika’da yetişir. Yeterli olgunluğa eriştiğinde tohumlar hasat edilir. Hasattan sonra yapılan mayalama ve kurutma aşamalarını modern üretim takip eder.

Çikolata, dünyanın en sevilen yiyeceklerinden biridir ve tropik kakao ağacının çekirdek adı verilen tohumlarından yapılır. Çikolataya fıstık, fındık ve süt ilave ederek daha zengin tatlarda elde etmek mümkündür. Çikolata besin değeri yüksek, bedeni geliştiren ve enerji deposu olarak kabul edilen bir yiyecektir.

Çikolata Nasıl Yapılır

Kakao taneleri yabancı maddelerden temizlenir. Dış kabuğu kurutulur ve tadının zenginleşmesi için kabukları, tanelerin yenilir iç kısımlarından savrularak ayrılır. Harmanlama tadı etkileyen en önemli aşamalardan biridir. Burada keskin, güçlü ve yumuşak kakao tanelerinin oranları dikkatlice belirlenir. Kakao tanelerinin iç kısımları ezilir ve belirli kalibrasyona getirilmesi için öğütülür.

Ezilmiş çikolata likörünün işlenmesi, onun kakao tozu veya yenecek çikolata üretimi için kullanılıp kullanılamayacağına bağlıdır. Kakao tozu üretilecekse bir sonraki aşama kakao yağının çikolata liköründen ayrılmasıdır. Oluşan çikolata hamuru, her biri bir öncekinin dönme hızından daha fazla olan merdanelerde ezilerek belirli bir inceliğe getirilir. Daha lezzetli olması ve yüzeyinin pürüzsüz hale getirilmesi için özel olarak kullanılan makinalarda çalkalanır.

Konçlama adı verilen teknik biter bitmez kaynatıcılar kullanılarak çikolata ısıtılır ve sıvı kıvama getirilir. Kavrulmuş kakao parçaları şekerle karıştırılır ve bir kapta ağır silindirlerle hamur haline getirilir. Bu hamur ince çikolata tabakalarına dönüştürülür ve ardından bu tabakalar kakao yağı katılarak yumuşatılır. Sonra dikdörtgen olukları bulunan bir makinenin içine koyulur. Oluklar içindeki silindirlerle çikolata yumuşak ve pütürsüz hale getirilir. Sonunda sıvıya dönüşen çikolata kalıplara dökülür ve soğutulur. Katılaşan çikolatayı çıkarmak için kalıp biraz ısıtılır.

Çikolatanın Formülü

Kaliteli Çikolatanın Formülü:
% 56-70 kakao kuru maddesi, % 31 kakao yağı, % 29-43 şeker, % 1 lecitin ve saf vanilya özütü.
Seri Üretilmiş Sütlü Çikolatanın Formülü:
% 11 kakao kuru maddesi, % 3 bitkisel yağ, % 20 süt solids, % 65 şeker, % 1 lecitin ve sentetik vanilin.

Çeşitleri

Bitter çikolata: Bileşiminde en az %18 kakao yağı ve en az % 14 yağsız kakao kuru maddesi olacak şekilde en az % 35 toplam kakao kuru maddesi içeren çikolatadır.

Sütlü çikolata: Bileşiminde en az % 2,5 yağsız kakao kuru maddesi olacak şekilde en az % 25 toplam kakao kuru maddesi içeren, ayrıca en az %14 süt kuru maddesi ve en az % 3.5 süt yağından oluşan, kakao yağı ve süt yağı toplam miktarı ise en az %25 olan çikolatadır

Beyaz çikolata: Bileşiminde en az %20 kakao yağı ve en az %14 süt kuru maddesi içeren ve en az %3,5’i süt yağı olan çikolatadır.

Dolgulu çikolata: Dış kısmı toplam ürün ağırlığının en az % 25’ini içeren, bitter çikolata, sütlü çikolata, bol sütlü çikolata ve beyaz çikolatalardan birinden oluşan dolgulu çikolatadır.

Pralin: Toplam ürün ağırlığının en az % 25 i bitter çikolata, sütlü çikolata, bol sütlü çikolata, beyaz çikolataların kombinasyonundan, karışımından veya herhangi birinden ya da dolgulu çikolatadan oluşan bir lokma büyüklüğündeki çikolatadır.

Çocukken okuduğumuz Hansel ile Gratel’deki cadının, küçük çocukları tuzağına düşürmek için çikolata ve şekerlemeden yaptığı evi, hangimiz, gözümüzde canlandırıp okurken hangimizin ağzı sulanmadı? Yağmurlu, serin bir gecede elimizde sıcak çikolatayla bahçemizde ya da balkonumuzda oturmak hangimizin hoşuna gitmez?
Büyük küçük herkesin vazgeçemediği, “sevmeyen”lerin yadırgandığı, özel günlerin ikramı çikolatanın artık günümüzde her çeşidi var. Genel olarak bitter, sütlü ve beyaz olarak ayrılan çikolatanın meyvelisi, baharatlısı, alkollüsü, kuruyemişlisi, kahvelisi gibi aromaları içinde barındıran türlerin yanında drajelerini de bulmak mümkün.
Adının da Aztek dilinde “acı içecek” anlamına gelen “xocalatl” kelimesinden alan çikolata, ilk olarak sıvı bir içecek olarak tüketilmekteydi. Şimdi kendisinin yüzlerce çeşidi olmasının dışında, her türlü tatlının ana malzemesi; hatta bazı ülkelerde, çikolatadan yapılan yemekler bile var.

NERDEN GELDİ BU ÇİKOLATA?

Arkeologlar ve araştırmacılar, M.Ö. 2000 yıllarında, kakaonun önemli bir rol oynadığı küçük bir köyün izlerini, Honduras’ın Ulua vadisinde bulmuşlardır. Latin Amerika’da şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski kap kacaklar bu köyde bulunmuştur. Araştırmacıların aktardığına göre; bu kap ve kacaklar özel olarak ilk özgün çikolata meşrubatı olan “Xocoatl” içeceğinin yapımı ve tüketimi için kullanılmaktaydı. Tarihçiler bu küçük köyün çikolatanın doğuşunun sembolü olduğuna inanıyor.
Daha sonra, büyük olasılıkla Olmeclerden oluşan bir grup, Güney Amerika’da kakao ağacı yetiştirir. Mayalar, bir hayvanın bu ağaçtan bir meyve kopardığına tanık olur. Mayalar zamanla bu çekirdekleri nasıl kullanacaklarını öğrenirler. M.S. 600 yılında, Mayalar çikolatalı bir içecek yaparlar. Efsaneye göre, Aztek kralı Moctezuma günde 50 fincan çikolata içiyordu. Aztekler’de ve Mayalarda çikolata içmek önemli bir olay sayılırdı. Mayalarda daha çok kraliyet ailesi için uygun görülen bu içeceği sıradan insanlar çok özel durumlarda içebiliyordu. Aztekler’de ise yöneticiler, rahipler, rütbeli askerler, onurlandırılmak istenen tüccarlar bu özel içeceği tadabiliyordu.
Eski Maya efsanevi dini kitaplarından biri olan Popl Vuh, Mayaların yaratılışı, destanları ve zaferleri ile ilgili hikayelerden bahsetmekte ve sıklıkla kakaoya değinmektedir. Dünyayı şeytanların dehşetinden kurtaran ilahi ikizlerin hikayesini anlatmaktadır. Bu efsaneleri ve ikiz erkek kardeşleri gösteren resimler bulunmuştur; resimlerde ikizlerin “D” adındaki tanrıya kakao dolu kaplar sundukları görülmektedir.
Ayrıca Mayalıların kutsal kitabı Chilam Balam kakao ağacına değinmektedir; “Kara Günler”de dikilen kutsal ağacı simgelemekte ve ışığın doğuşundan önce, rüzgarın dört yönünü göstermektedir.
Kakao, Maya toplumunda bir alışveriş birimi olarak vazgeçilmez bir rol oynadı. Kakaonun ismi aynı zamanda onun parasal değerini belirtmektedir. Cacau fiili, özgün olarak “Yürüyenler, çalışanlar, ya da mahsul toplayanlardan gelen” anlamına gelmekteydi. Burada “gelen”, değiş-tokuş eden, ödeyen ya da yapan olarak yorumlanabilir. Bu kakaonun parasal takastaki kullanımını göstermektedir.

ÇİKOLATANIN YAYILMAYA NE ZAMAN BAŞLADI

Kakao tohumlarının ticari potansiyelini ilk gören, büyük İspanyol kaşif Hernando Cortezoldu. Meksika’yı keşfi sırasında Cortez, Aztek Kızılderileri’nin kakao tohumlarıyla sıcak içecek anlamına gelen “xocoat” adlı bir içecek hazırlayıp içtiklerini gözlemledi. 1520 yılında; yani Meksika’nın Kortez tarafından istila edilmesinden bir yıl sonra kakao çekirdekleri gemilerle İspanya’ya gönderildi. Amerika kıtasının keşfi ile kakao çekirdekleri İspanyollar aracılığı ile Avrupa’ya taşınmıştır.
Çikolatanın, Avrupa kıtasına ilk gelişi, leziz bir gıda olarak değil, önce şifalı bir ilaç olarak oldu. Bu Aztekler’in inançları doğrultusundadır. Onlara göre çikolata, bünyeyi kuvvetlendiren ve fiziken uyaran bir besin maddesidir.
17. yüzyılda eczacılar ve doktorlar, çoğu zaman kendi buluşları olan “yararlı ve kanıtlanmış” ilaçları çikolata tariflerine eklemeye başlarlar. Çikolatanın tadı, çoğu zaman tatları acı ve kötü olan diğer ilaçları dayanılır kılıyordu.
17. ve 18. yüzyıllarda çikolata, yaygın olarak her türlü rahatsızlık ve hastalık için reçete olarak yazılıyor ya da diğer ilaçlarla karıştırılıyordu. Hollandalı doktor Bontecoe çikolatayı soğuk algınlığı ve öksürük için birebir buluyordu. Fransız Lemery‘e göre hazmı kolaylaştırıyor, doğurganlığı teşvik ediyor, soğuk ve grip algınlıklarına karşı bünyeyi koruyordu. Hatta çikolata, insanların zihinsel performanslarını güçlendirecek bir “beyin kuvvetlendirici” olarak bunalımdaki insanlara bile öneriliyordu. Bu, Bontecoe, Brillat-Savarin, Lémery ve Avrupa’daki diğer birçok doktor tarafından kabul ediliyordu.
Aztekler’den esinlenen bu çikolata meşrubatının şifalı kuvvetleri çok yaygın olarak kabul gördüğü için, çikolata şarlatanlar tarafından suistimal edilir hale geldi; bunlar çikolataya kanıtlanmamış bir sürü yararlar atfediyorlardı. Çikolata aynı zamanda sahtekarlık ve dolandırıcılığın hedefi oldu; çünkü yapımında değerli kakao çekirdekleri yerine kullanılmaması gereken ucuz kakao kabuk atıkları kullanılıyordu.

ŞU AN BİLDİĞİMİZ ÇİKOLATA TADI

İspanyol ordusunda kaşif olarak görevli Benzoni, 1565 tarihinde kaleme aldığı seyahat notlarında ilk defa olarak kakao içeceğinin hazırlanışının tarifini vermektedir. İspanyollar bu sırrı bütün dünyadan saklarlar; umdukları ise kakao ticaretindeki tekellerini korumaktır.
Biz tatlı çikolatanın tarifini, Oaxaca’lı (Meksika) rahibeler sayesinde öğreniyoruz. Bal, tarçın ve şeker kamışı kullanarak çikolata meşrubatını sömürgeler halkının beğeneceği biçime soktular. Bu tatlı lezzeti İspanya’ya ilk olarak 1590 yılında İspanyol rahipler tanıttı. Çikolata meşrubatını bal ve vanilya ile tatlandırdılar. Geliştirdikleri tatlı tat, bugün bildiğimiz çikolata tarifinin temelini teşkil eder.
1606 yılında İtalyan tacir Carletti, İtalyanlara kakao ve çikolata meşrubatının sırlarını açıkladı.Carletti, kakao ve çikolatanın tadını Batı Hint Adaları ve İspanya’da almıştı. Bu tadı diğer İtalyan vatandaşları ile paylaşmak istedi ve bunda da başarılı oldu.
Bu İtalya‘da bir çikolata çılgınlığına dönüştü ve büyük şehirlerde “cioccolatieri” adı verilen dükkanlar açılmaya başladı. İtalyan çikolata dünyasının merkezi ise Perugia şehri oldu. Venedik‘te ilk çikolata dükkanları açıldı. Çikolata İtalya’dan sonra Almanya, Avusturya ve İsviçre’de tanındı.
Fransa kralı 13. Lui, Avusturya hanedanından Anna ile 1615 yılında evlenince, Fransızlar da çikolata ile tanışırlar. Çift Fransa’ya yerleşince saraya çikolata meşrubatı girmiş oldu. Anna, kendi hizmetçisi Molina’yı Fransa’ya getirir ve bu güzel kız, kraliçenin kakao içeceğini bizzat hazırlar.
Cesur Şarl‘ın 1477 yılında ölümünden sonra Belçika, İspanyol egemenliğine girer. Kakaonun ilk izleri 1635 yılında Ghent şehrinde, Baudeloo manastırında bulunur.
Hollanda’nın kakao ile 1621 gibi erken bir tarihte tanışmasının nedeni, 14. yüzyılda İspanya’nın egemenliğine girmesidir. Hatta Batı Hint Şirketi, Amsterdam limanı yoluyla kakao ithal eder ve kakaonun işlenmesi için küçük çapta bir işletme kurarak yabancı tacirlere satış yapmaya başlar.
1641 yılında Alman bilim adamı Johan Georg Volckammer, Napoli‘ye yaptığı ziyaret sırasında çikolatayı tadar. O kadar büyülenmiştir ki, Almanya’ya bir miktar çikolata ithal eder. Almanlar’ı ikna etmesi biraz süre alır; ama sonunda onlar da tadına varırlar. Hatta Almanlar, uykuya yatmadan önce bir bardak sıcak çikolata içme geleneğini yerleştirirler.
İngilizler ise 1657 yılında ilk tanıştıklarında çikolatayı “savurgan” bir tat olarak değerlendirirler. Çikolata, Avrupa’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi, önceleri tüketimi sadece kraliyet sarayı ve soylulara has bir ayrıcalık olarak görülüyordu, fakat sonraları üst sınıf tarafından yaygınca kullanılan bir gıda haline geldi.
Fransa ilk gerçek çikolata ustasına 1659 yılında kavuşur. David Chaillou, çikolata ile hazırladığı kurabiye ve pastaları mali gücü olanlara satar.
Çikolata, İngiltere’deki kahvehanelerde 1674 yılında pastaların katkı maddesi olarak kullanılmaya başlanır. Zürih belediye başkanı Heinrich Escher, 1697 yılında Belçika başkenti Brüksel’e yaptığı ziyaret sırasındaki bir şehir turunda çikolatayı tadar. O kadar şaşırmış ve heveslenmiştir ki, hemen beraberinde İsviçre’ye numuneler götürür. Escher, İsviçre’nin, bir gün çikolata konusunda, dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olacağını, tahmin etmemiştir.

TÜRKİYE’DE ÇİKOLATA’NIN TARİHÇESİ

Türk insanı, çikolata ile Osmanlı zamanında saray çevresinde içecek olarak tanıştı. Tablet şeklinde, yurt dışından getirilen çikolata, saray ve çevresinin en gözde içeceklerinden oldu. Türkiye’de çikolatanın yaygınlaşması Atatürk’ün isteğiyle gerçekleşti.
Ülkemize gelen yabancılar, alıştıkları yiyecek ve içecekleri, Türkiye’de bulmak istiyorlardı. Bunun üzerine Atatürk, Avusturya ve İsviçre’den çikolatalar getirtti. Türkiye’nin yabancı çikolata ile tanışmasının ardından ülkemizde küçük atölyeler kurulmaya başlandı. Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan bu atölyeler, 1950’den sonra yerlerini fabrikalara bırakmaya başladılar.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkemizde yaygınlaşan ve 1980’lerde bir sanayi koluna dönüşen çikolatacılıkta günümüzde dünya ile yarışıyoruz.

ÇİKOLATA YAPIMI NASIL OLUYOR

Latince adı, “tanrıların besini” anlamında, Theobromocacao olan kakao ağacından elde edilen kakao, Batı Afrika, Batı Hint Adaları ve Güney Amerika’da üretilir. Kakao ağaçları dört yaşından sonra meyve vermeye başlar. Boyu 4-10 metre olan ağaç yılda iki kez ürün verir. Gövdeye ya da ana dallara yakın yerlerde çıkan meyve, olgunlaştığında uzunluğu 35 cm kadardır. Bir meyvenin içinde yaklaşık 2,5 cm boyunda 20-40 tohum, yani kakao çekirdeği bulunur. Etli, olgun meyvelerin içinden çıkarılan çekirdekler birkaç gün muz yaprağında mayalandırılır. Daha sonra güneşte kurutulur ve böylece çekirdekler fabrikada işlenmeye hazır hale gelmiş olur. Fabrikada temizlenen kakao çekirdekleri kavrulur ve öğütülür. Elde edilen macun görünümündeki sıvı çikolata yapımında kullanılır. Ayrıca preslenerek kakao ve kakao yağı elde edilebilir.
Kavrulmuş kakao parçaları şekerle karıştırılır ve bir kapta ağır silindirlerle hamur haline getirilir. Bu hamur ince çikolata tabakalarına dönüştürülür ve ardından bu tabakalar kakao yağı katılarak yumuşatılır. Sonra dikdörtgen olukları bulunan bir makinenin içine koyulur. Oluklar içindeki silindirlerle çikolatayı yumuşak ve pütürsüz hale getirilir. Sonunda sıvıya dönüşen çikolata kalıplara dökülür ve soğutulur. Katılaşan çikolatayı çıkarmak için kalıp biraz ısıtılır.
Sütlü çikolata, inek sütünden süttozu, vanilya ile başka tat ve koku vericiler eklenerek elde edilir. Değişik çikolatalar yaparken, çikolatanın yumuşak ve kolay işlenebilir olması için soya fasulyesinden elde edilen “lesitin”maddesi de eklenir.

ÇİKOLATANIN İÇERİĞİ VE SAĞLIĞIMIZA ETKİSİ HAKKINDA BİLGİLER

Kakao ve çikolata mineraller bakımından zengindir. İçeriğinde bakır, magnezyum, demir, fosfor ve kalsiyum bulunur. Örnek olarak, 100 gram sütlü ya da beyaz çikolata RDA olarak % 20 ile % 40 arasında kalsiyum içerir.
Kakao ve çikolatadaki bazı polyphenol ‘lerin, aynı kırmızı şarapta bulunan polyphenol’ler gibi anti-oksidan etkilerinin bulunduğu tahmin edilmektedir. Örneğin kakaoda bulunan flavonoid’ler, iyi kolestrolü (HDL’i) kötü kolestrole (LDL’e) dönüştüren oksidasyona karşı etkileşimde bulunabilmektedirler. Kakao ve çikolata, stearic asit içerirler. Bu özel doymuş yağlı asit, günlük diyet içinde çok olmayan miktarlarda tüketim sonucunda bile LDL ya da “kötü” kolestrolün etkisizleştirilmesinde rol oynamaktadır. Aynı araştırmalarda, çikolata içindeki stearic asitin bazı deneklerde yine günlük diyet içinde çok olmayan miktarlarda tüketim sonucunda “iyi” kolestrol üretimini teşvik ettiği gözlemlenmiştir.
Kakao kitlesi % 15 oranında çözülen ve çözülmeyen diyetik lif içerir. Diyetik lifin gıdaların bağırsaklardan geçmesinde ve bağırsak ile mide duvarlarının temiz tutulmasında önemli işlevleri bulunmaktadır.
Kakao ve çikolata çok az değerlerde kafein ve theobromine içerirler. Bilim adamlarına göre bunların insan vücudunda uyarıcı etkisi bulunmaktadır. Fakat kakao ve çikolata içinde bulunan miktarlar o kadar azdır ki, bu etkileri gösteren tutarlı kanıtlar henüz bulunmamaktadır.
Çikolatanın, vücudumuz için birçok yararı olduğu söylenmekte; ancak çikolata hakkındaki devam eden araştırmalar bizi, kesin bilgilere götürmemektedir.

ÇİKOLATA’NIN İYİSİ NASIL ANLAŞILIR

Çikolata uzmanı Thierry Muret, yapmış olduğu bir röportajında, bize iyi çikolatayı nasıl anlayacağımızı şöyle anlatıyor: “Çikolatanın keyfine varabilmek için üç aşamada yemeniz gerekiyor. Önce bakın. Görüntüsü parlak ve mükemmel olmalı. Dediğim gibi üzerinde leke ya da çizik olmamalı. Tasarımı ve el işçiliği de ön plana çıkıyorsa, o çikolataya bakmak ayrı bir keyif verecektir. Daha sonra koklayın. Tat almanın yüzde 80′i kokudan gelir. Paketi açtığınız andan itibaren çikolata kokusu sizi sarmalı. Ama ağır parfüm ya da şeker kokusu olmamalı. İyi bir çikolatada içindeki aromaların kokusunu alırsınız.
Kimyasal kokusu olmaz. Son olarak da tadına bakın. Ama bunu ısırarak yapın ki, sesi size ne kadar sert olduğu hakkında bir ön bilgi versin. Bir çikolatanın içinde yaklaşık 350 farklı bileşim olabilir. Gözünüzü kapayın ve çikolatayı dilinizin üzerine yerleştirin. Daha sonra damağınıza değdirin ve ağzınızda dolaştırın. Acı, tatlı, tuzlu, ekşi… Dilin her bir bölgesi farklı bir tadı almakla görevlidir. Çikolatanın içindeki tüm aromaları alabilmek için mutlaka ağzınızda dolaştırmanız gerekir”.

ÇİKOLATA HANGİ İÇECEK İLE İYİ GİDER

Bunun cevabını da yine Muret veriyor:
* Türk çayı ile yiyecekseniz beyaz ya da sütlü çikolata tercih edin.
* Kahve ve çikolata eşleşmesine dikkat edin. Her kahve ile her çikolata gitmez. Özellikle espresso tehlikeli bir seçimdir. Acı espresso ile beyaz çikolata yenebilir. Ben özellikle Guatemala kahvesini çikolataya çok yakıştırdım.
* Konu çaya gelince de Muret, “Ne kadar az taninli, o kadar iyi,” diyor. Beyaz çay, çiçek çayları ve Fransız nane çayı Muret’in çikolataya en çok yakıştırdığı çeşitler.
Aşk, dostluk, yiyecek, anı, yaşam, gezi gibi bir sürü konuyla bağdaştırabileceğiniz çikolata hakkında, birçok kitap ve film bulabilirsiniz. Çikolatanın adının geçtiği şiirler ve şarkılar da yok değil.
BEYAZ PERDEDE ÇEKİCİ BİR TEZAT: ÇİKOLATA
Her filmde yerini alabilir kuşkusuz. Figüran bile olsa hemen görürüz. İşte çikolatanın başrolde olduğu filmler:
Ekmek ve Çikolata (Pane e cioccolata/1973): Franco Brusati’nin 1974’te çektiği İtalyan yapımı film; bir İtalyan kaçak işçinin İsviçre’de başına gelenleri anlatan bir komedi-dram.
Acı Çikolata (Como Agua Para Chocolate/1992): Meksika yapımı bu filmin yönetmeni Alfonso Arau. Laura Esquivel’in aynı adlı kitabını senaryo olarak alır. Filmde, Tita de la Garza ve aşık olduğu Pedro Muzquiz, küçük kızın annesinin yaşlılığında yanında olması zorunluluğu ve bu geleneğe bağlı olarak evliliği reddetmesi gerekliliği üzerine, ayrı yaşamak zorunda bırakılırlar. Pedro, Tita’ya yakın olabilmek için ablası Rosaura ile evlenir. İkisi de gerçek duygularını gizlemektedir. Bu umutsuzlukla, ihanetle başa çıkabilen ve aşık olduğu adamın yanında kaderini birleştirmeye çalışan bir kadının hikayesidir.
Çilek ve Çikolata (Fresa y Chocolate/1994): İspanya, Küba, Meksika ortak yapımı filmin yönetmenleri, Tomás Gutiérrez Alea ve Juan Carlos Tabío. Filmde, Diego, kültürlü, akıllı ve eşcinsel bir gençtir. Bir gün, komünist bir öğrenci olan David ile karşılaşır ve ona aşık olur. Fakat bir sorun vardır, David heteroseksüeldir. Diego’nun çilekli, David’in çikolatalı dondurmayı sevdiği ve tercihlerinde katı olan bu ikilinin hikayesi, sonunda bir uzlaşmaya sahne olur.
Çikolatadan Daha Tatlı (Better Than Chocolate/1999): Kanada yapımı filmin yönetmeni, Anne Wheeler. Yirmili yaşlarındaki Maggie, Vancouver’da bir kitapçıda çalışmaktadır. Bir gün şans eseri düşlerinin kadını ile karşılaşır. Kim’le aralarında ilk görüşte aşk yaşanır ama çift daha ilişkilerinin tadına varamadan bir dizi aksilik ortaya çıkar. Maggie’nin annesi eşinden boşanmaya karar verir ve oğlunu da yanına alarak Maggie’nin yanına taşınır. Ancak ne annesinin ne de kardeşinin Maggie’nin kişisel tercihinden haberi vardır. Üstelik Kim de, Maggie ve ailesiyle aynı evi paylaşmaktadır. İlişkilerini gizlilik içinde yürütmeyi deneyen genç kadınlar, kısa zamanda bunun imkansız olduğunun farkına varırlar.
Sıcak Çikolata (Merci Pour Le Chocolat/2000): Claude Chabrol’un Fransa-İsviçre ortak yapımı filmi sadece, başroldeki Isabelle Huppert için bile izlemeye değer. Chabrol’un anlatımının tartışmasız olduğu bu filmde Hupper’ın o soğuk ve sinsi tavırları, filmin sonundaki “ilgisizliği”…
Amerikan polisiye yazarı Charlotte Armstrong’un bir romanında uyarlanan filmin konusuna gelince; Marie-Claire Muller’e (Isabelle Huppert), İsviçre’deki büyük ve kârlı bir çikolata fabrikası miras kalmıştır. Tâ 18 yaşındayken kısa bir süre evli kalmış olduğu, bugünün ünlü müzisyeni Andre Polonski ile(Jacques Dutronc) tekrar evlenir Marie-Claire. İlk evliliklerinin ardından Andre, Lisabeth adlı başka bir kadınla hayatını birleştirmiş ve ondan Guillaume adlı bir oğlu (Rodolphe Pauly) olmuştur. Annesini trafik kazasında yitirip tek başına büyümüş olan bu çocuğun, hastanede başka bir çocukla karıştırılmış olması gibi garip bir ihtimal de vardır. Herşey yeterince karmaşık değilmişçesine ortaya çıkan genç bir kadın, Marie-Cliare’in tazelenmiş evliliği üzerine şüphe ve entrika gölgeleri düşürür…
Çikolata (Chocolate/2000): ABD-İngiltere ortak yapımı filmin yönetmeni, Lasse Hallström. Juliette Binoche’un başrolde olduğu filmde Johnny Deep de yer alıyor. Filmin konusu; son 100 yıldır değişmeyen alışkanlıkların sürüp gittiği geleneksel bir kasaba olan Lansquenetin sessizliği, bir gezgin olan Vianne Rocher (Juliette Binoche) ve kızının gelmesiyle bozulur. Vianne kasaba halkının gizli isteklerini uyandıran dayanılmaz şekerlerle dolu bir çikolata dükkanı açan gizemli bir kadındır. Sihirli yetenekleriyle kasabalıların gizli tutkularını algılayarak herkes için özel şekerlemeler yapar ve kasabalıların bir bölümünün yavaş yavaş kendilerini bu baştan çıkarıcılığa bırakmalarını sağlar. Böylece kısa zamanda edindiği şöhret ona hem dost hem de düşman kazandıracak, kasaba halkı ikiye bölünecektir: Özgürlüğün tadını keşfetmek isteyenler ve yaşamlarının aynı şekilde hiç değişmeden devam etmesini isteyenler için.
Vanilya ve Çikolata (Vaniglia e Cioccolato/2004): Yönetmeninin Ciro Ippolito olduğu İtalyan yapımı filmde, Penelope dürüst ve sorumlu bir kadın; Andrea ise karısına sadık kalmayı başaramayan bir koca. Andrea’nın yeni bir sadakatsizliğini fark eden Penelope, bu sefer kocasını terk etmeye karar veriyor. Üç çocuğunu babalarıyla bırakıp, bir zamanlar anneannesinin yaşadığı sahil kasabasındaki eve taşınıyor. Yalnız kalması ve çocukluk anıları ile iç içe yaşaması, onu geçmişi sorgulamaya ve bugününü değerlendirmeye itiyor. Bu arada çocuklarına bakmak zorunda kalan Andrea da bir baba olmanın ne anlama geldiğini öğrenmeye başlıyor. Andrea yalnızca ailesinin farkına varmıyor, karısının yıllar önce bir ressamla yaşadığı aşkın ipuçlarıyla karşılaşıyor. Kıskançlık duyguları benliğini sardığında, karısını ne kadar sevdiğini de fark ediyor. Pepe de, Andrea da, aşklarına duydukları ilk güvenin saflığını keşfederken, birbirlerini de yeniden tanıyorlar.
Kan ve Çikolata (Blood and Chocolate/2007): ABD yapımı filmin yönetmeni, Katja von Garnier. Vivian, yıllar evvel ailesinin avcılar tarafından katledildiği vahşice saldırıdan kurtulmayı başarmıştır. Taşıdıkları gizemli kan nedeni ile topyekün bir yok etme eylemi olarak gelişen bu saldırı, Vivian’ın bütün hayatını bir kaçış içinde geçirmesine neden olacaktır. Yeryüzündeki son kurt adam sürülerinden biri ile de iletişim halinde olan Vivian, kurt adamların varoluşu ile ilgili olarak önyargısız gerçeklere ulaşmak isteyen yazar Aiden’le tanıştığında, ilk kez kendisi ile ilgili açık olabilmeyi ister. Ama yapılacak bir şey yoktur çünkü geleceği çoktan belirlenmiştir.
Charlie’nin Çikolata Fabrikası (Charlie and the Chocolate Factory/2005): Tim Burton’ın ABD-İngiltere ortak yapımı filminde; İlginç bir karakter olan çikolata üreticisi Willy Wonka (Johnny Deep), çikolata imparatorluğu için veliaht arayışındadır. Eğitmek ve sonrasında yerini bırakmak üzere bir yarışmayla 5 tane çocuk seçer. Aralarında, Wonka’nın fabrikasının civarında oturan Charlie adlı yoksul bir çocuk da vardır. Bu 5 şanslı çocuk, 15 yıldır hiç kimsenin görmediği çikolata fabrikasını gezerler. Gördükleri Charlie’yi büyüleyecek ve onu Wonka’nın fantastik dünyasına çekecektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. CANSU dedi ki:

    yasasın çikolatalar 😀 😀

BİR YORUM YAZ