ÇEKİÇ VE ATEŞ!.

  • 01 Haziran 2012
  • 1.151 kez görüntülendi.
ÇEKİÇ VE ATEŞ!.

Acısı az olan, daha bir gösterişli ağlar..

 Bir insanın iyi düşünmüş olması yeterli değildir. İyi bir fikri terbiye ile metodik bir düşünmeyi bilmesi şarttır. Zayıf insan kendisinde var olan düşünceye değil, kendi aklına gelmeyen düşünceye hayrandır. En az anladığı şeylere en çok inanır, kolayca anladığı fikirlerin doğruluğundan şüphe eder. İnsan bambaşka bir yaratılışta olmadıkça hiçbir üstünlük gösteremez, talih yıldızı sönüktür. Saf ve bilgisiz insanın ruhu yumuşak olur ve karşı koyma azalır, bir şeylerin mühürlenmesi kolaylaşır. Küçük ruhlar ise işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler..

Yararlı insan bir düşünce ve bir gönül adamı olmalıdır. İnsanların enerji ve yetenekleri serbest bırakılmalıdır. Etkili gözlem ve sağlam mantık kullanılmasına da ihtiyaç vardır. Bunlar olmadan sentez ve hüküm olmaz. Fikir hürriyeti kösteklenirse akıl felce uğrar. Hayal gücü işkence etmeyi bırakırsa kişi sakinleşebilir..

İnsanlar iyinin ve kötünün, cesaretin ve korkaklığın tohumlarını kendi içlerinde taşırlar. İnsan yapısı budur. Yetiştirme ve şartlar da gerisini tamamlar. İnsan her zaman olaylara ve şartlara bağlıdır. Varoluşun iki temel öğesi: Seçim yapmak ve karar vermektir. Çünkü dünyanın hareketleri insanlar için değil, kendi içindir. Ürkek insan kararsızdır; tehlikeden önce çekingen, tehlike sırasında korkak, tehlike geçtikten sonra bir süre cesur olur..

İlkeyi öğrenmiş olmak insanın kişiliğini geliştirmez. İyi bir kafaya sahip olmak da yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. Kendini adama, sınır tanımayan bir dürtüyle hareket etmeden, büyük hiçbir amaç gerçekleştirilemez. Bilgi de tek başına işe yaramaz, inanç ve eyleme dönüşürse güç haline geçer. Üstün meziyetlere sahip olan insan bir makine gibi tek düze olmaz. Mükemmel bir hayat için macera duygusuna ihtiyaç vardır; bu da özgür bir ruh, cesur bir yürek ister..

Panik; tüm çıkış yollarının kapatılması, belirsizlik haline bağlı olarak, yardım ve çaresizlik hissetmektir. Stres ise enerjiyi emer, dayanaklığı çökertir. Bilinmesi gereken şudur: Mutluluk ve acı, her ikisi de bir tepenin iki yamacı gibidir. Birinden tepenin zirvesine çıkıldığında, arkadan diğeri gelir, bu kez öbür yamaç başlar. Bu hiç değişmez. O zaman yapılacak şudur: Sabır ve dayanıklılık göstermek. Çok uç noktalarda hayati meselelerle yüz yüze kalan insanlar bunu bilir. Her şeyin bittiği, başka hiçbir imkân kalmamıştır, kesin son dendiği anda, öyle bir şey olacaktır ki, olay ve olaylar neyse, tersine dönecektir. Bunu, fiziksel olarak anlatmak gerekirse, aniden bir şimşek ve hemen arkasında yıldırımın karanlığı paramparça etmesi gibidir. Bu noktadan önce ve bu ana kadar, insanın dayanması ve sabır göstermesi şarttır. Dayanıklılık cesaretin başka adıdır. Halkın sık kullandığı, ‘‘ Kul sıkışmadan Hızır gelmez ’’ sözü, konunun en sade ve yalın anlatımıdır..

İnsanı kendi düşünce biçiminden başka hiç bir şey sınırlayamaz. İnsanlar kendileri için yasalar ve kurallar koyarlar, sonra da bunların esiri olup mutsuz olurlar. Yapan da yaşayan da kendisidir. Her şey düşünceyle başlar. İnsan kendisinin en büyük düşmanıdır. Kişi kendisiyle inandığı, hayal ettiği, güvenle beklediği şeyleri mutlaka yaşayacaktır. İnsanın bilinçli olarak düşündüğü her şey bilinçaltını etkiler; bu düşünce arzu ve güce göre gerçekleşir. Bilinçaltı, düşüncenin azmi değişmediği sürece onları yerine getiren sadık bir hizmetkârdır. Bildiği ve uyguladıkları aslında kişinin kendisiyle ilgili inançlarıdır. Doğa sınır koymaz, insan koyar. Hiçbir şey düşünceyi kuşatamaz. Düşünce âlemi, insanın kafasına hapsedilemez. Bilinçaltı, insanın aklının farkında olmadığı bölümüdür, onda dokuzu denizin altındadır..

Bir insanın ya da toplumun ilerlemesinde ilk adım hoşnutsuzluktur. Belleksiz, düşük şuurlu bir toplum ancak, büyük olaylar ve beklenmedik hareketler sonucu ileri atılmaya cesaret edebilir, onu da güçlü bir lider yol göstermeden beceremezler. Hayatta tesadüf, şans, imtiyaz, rastlantı yoktur. Hayal gücü ve sezgi, yaşamın temel öğesidir. Var eden de yok eden de bunlardır. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir, çünkü çareyi ve keşfi o getirir. Olaylar yaşanmadan önce mutlaka bir fikir olarak mevcut olurlar, fikir yolu açar. Sezgi, doğrudan bilme, yüce yol göstericidir, aydınlanma ve içe doğmadır. Mantık yürütmekten çok,  ruhsal algılama yoluyla gelen bilgidir. Önceden düşünerek değil, bir anda yükselir, zorlanmaz..

İnsanların çıkarları ve gelenek zoruyla sevgisiz gösterdikleri saygı yüzünden toplum dalkavuk olur. Yapı, saygısızlar kalabalığına dönüşür. Çünkü sevmeden saygı olmaz. Dalkavuk kişiler ve toplum, sonuçta huysuz yöneticilerin ortaya çıkmasını sağlarlar. Huysuzların ne kendisine ne de başkasına faydası olmaz..

Acısı az olan, daha bir gösterişli ağlar..

Osman PAMUKOĞLU
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Sakarya dedi ki:

    Çok dürüstçe gerçekleri anlatan birinin yazısı. Kendisinin sözlerine değer vermek lazım.

BİR YORUM YAZ